|
Konu Yazarı : Yahya Koç (Tüm yazılarını göster.)
(Mesaj Gönder)
Neden üşüyor insan hiç yoktan? Ne soğuktan, nede kıştan! İki satır cümle ile başlarken sözlere, birçok satırlarca anlam yüklüyorum içlerine ama anlamları yazının devamın da.
Konumuz, bildiğiniz üşümekten değil. Birçok duygudan mahrum bırakılmaktan! Öyle günler üzerine kurulu ki var olduğumuz zaman, bakın hangi duygulardan mahrum bırakılıyor insan.
Bilin ki sözlerim bu satırlardan itibaren isyan!
*İnsanların sahte özleri, elimizden alıyor değil mi artık sevebilme hislerimizi.
*Üzerinde yaşadığımız topraklar da, evimizin çatısı altında güvende mi hissediyoruz kendimizi? Bu devletin bol iken hainleri, televizyonlar da bangır bangır çıkan Türk devletinin, Türk soylu darbeci hainlerinin, Türkiye de bu darbe planların da kendilerine de yer vermeleri, güven demiyiz biz şimdi ?
*Cahil diye birçok yerden dışlanan masum insanlarımızı geçtik, birçok okumuş, diplomalı ve belgeli cahiller T.C. Meclisin de koltuk sahibi.
Peki ya buna ne demeli ?
Halkın kavgasını durdurma planları yapacak, bizim daha iyi bir yerlere gelmemiz için uğraşacak insanların yumruklarla meclis içinde yol kat etmeleri bunun üstüne nedense hala milletvekili olarak kalabilmeleri şaşırtıcı bir durum değil mi ?
Televizyon kanalları veya tüm haber yayın araçları genelde taraflı davranırken çocuklarımıza kötü örnek olabilecek yayınlara sansür koyarken, meclisimizin içine giren kavgalar bırakın çocuklarımıza büyük insanlarımıza bile böyle mi örnek olacaklar?
Bunların sansürü meclisten atılmaları olmalı!
Gelelim şimdi tekel işçisine! Bir avuç insanın ülkeyi karıştırma isteyişine, birçok muhalefet ve cahil insanların destek verip, haklarını ararken başkalarının haklarını koyuvermeleri işte bunların adıymış tekel işçisi. Tabi bir de bunların aklına uyan memurlarımız yani devlet işçilerimizin grevleri! Devlet memurlarına soralım halk olarak; Bizim hayatımız, bu halkın günlük yaşamdaki gerek duyduğu ve bu sizin vermiş olduğunuz hizmetlerdir ki, bunlar “bir avuç” tekel işçisi yada kim olursa olsun, “bir avuç” insana mı bağlı. T.C. devletin de , halk için gerekli olan bir işe sahipsiniz diye, her bir olay da sıkıntısını halkamı sunmalı?
Neden mi isyanım buna? Çünkü tekrar söylüyorum “bir avuç” insanın sorunu yüzünden 2 milyon devlet memuru grev yapıp hayatımızı aksatabiliyorsa, hastaneler de, ulaşım da veya birçok devlet kurumun da çalışmalar durup halk mağdur oluyorsa, bilin ki bu halkın çektiği her zorluğun günahları memurların boynuna! Biz ne kadar ayakta durabiliriz böyle, bireysel olarak değil devlet adına? Devletimizi sürekli balyozlamaya çalışan tek Ergenekon veya birkaç örgüt değil, bunlar zaten bir halt yiyemez asıl devlet düşmanı bizim içimiz de! Bir şeyler yapamıyor dediğiniz devletimizin yapmaya kalktığı an paçasın dan tutarsanız, yada eskilere göre yapmış oldukları yerine hep yapmadıkları yönünden bakarsanız daha siz çoook mutlu – huzurlu – güçlü ve sağlam bir devlette yaşıyor olmanın hayallerini kurarsınız !
Gelelim yıllardır bitmeyen türban sohbetlerine!
İnsanların örtüsüyle, dürtüsüyle hareket eden bir askeriyeye sahip iken, başı örtülü insanların bu devlet ve topraklar için verdikleri canlara ablaların, annelerin, kardeş ve eşlerin gözyaşlarına bakmadan muamele yapan orduya sahibiz biz. Soruyorum her insan özgür mü şimdi ? Başı örtülü insanların askeri hastanelerine bile alınmadığı dönemde yaşıyoruz ki hala, o zaman versinler tüm başörtüsü takan insanların oğullarını, kardeşlerini eşlerini geriye bu kutsal ordumuz, buda benim düşünce tarzım.
Çünkü her insana sembol diye değil insan olarak bakmak lazım ! Onları insandan saymıyorlar ise versinler evlatlarını, birde kutsal meslek diyorlar adına, inanmıyorum ben buna !
Neden mi ? İçinde insanoğlunun olduğu hiçbir yer kutsal olamaz, insan varsa bir yerde akta vardır orada karada! Mesleğin gerektirdiği görevler kutsaldır, doğrudur. Peki kutsal meslekler de kaç kişi yapıyor görevini üslubuyla ? (Tarzında düşünüyorum da o yüzden.)
Sahte insanlar dolu etrafımızda! Ortalar da her gördüğünüz insan, rol yapmakta profesyonel olmuş artık hayat sinemasın da. Söylenen her söze gerekse de, gerçek olsa da, inanabiliyor musun artık masum insanlara bile kuşku duymadan tam anlamıyla?
Farkına sürekli vardığımız ama bir arada toplayıp eleştirmediğimiz, elimizden alınmış o kadar çok duygularımız var ki bizim..
Hadi bunları toplayalım! 1 – Güven duygumuz alınmış elimiz den güvenemiyoruz. 2 – Özgürlük alınmış elimizden bazen “bir avuç” insana bağlıyız. Her koyun kendi bacağın dan asılmıyor anlayacağınız toplum olarak asılıyoruz. 3 – Hayatımız üzerine bilmediğimiz birçok oyunlar oynanıyor kapalı kapılarda, adına devlet sırrı deniyor, kendimizi güvende hissetmiyoruz! 4 – her şeyde eşitlik dedikleri demokrasi, başörtüsün de takılmış kalmış aşamıyoruz, birde üzerine başörtüye göre muameleler görüyoruz. 5 – Rolcü olmuş insanlar bu şartlar altında ve artık sevemiyoruz!
Konunun başında demiştim ya başlığımızın anlamı yazımızın devamın da diye. Her şeyin en önemlisi, öyle bir mahrum bırakılmışız ki bu yukarıdaki sıralı duygulardan ; Küresel ısınma var diyorlar ama biz millet olarak hala üşüyoruz!
İşte halk olarak bu kadar duygulardan mahrum, geriye kalan varsa o duygularla yaşıyoruz!
Ayrı 2 sorunumuz daha var, o kadar çok hayvansever bir milletiz ki biz; Dağlarda pkk - İçimiz de cuntacı adlı yılanlarla yaşıyoruz !
Saygılarımla – Yahya Koç
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
BU
YAZILAR İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !
|
|
|
|
|